Emperyalizme ve Siyonizme Karşı Filistin Dostları Platformu olarak Siyonist İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un 9-10 Mart 2022 tarihlerinde Türkiye’ye yapacağı ziyareti ve Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri daha ileri bir noktaya taşıyacak olan yeni girişimleri kınamak, emperyalizme ve Siyonizme karşı Filistin halkının yanında olduğumuzu haykırmak için 9 Mart 2022 Çarşamba günü saat 19:00’da İstanbul’da bulunan İsrail Konsolosluğu önünde bir basın açıklaması gerçekleştireceğiz. Tüm Filistin dostlarını da aramızda görmekten büyük bir mutluluk duyarız.
Fedayin belgeselinin Türkçe altyazılı ilk gösterimini Paris’te gerçekleştirdik
Emperyalizme ve Siyonizme karşı Filistin Dostları olarak, Corç Abdullah’a Özgürlük Birleşik Kampanyası ve ADHK ile ortaklaşa bir şekilde 21 Ocak Cuma günü Paris’te “Fedayin: Corç Abdullah’ın Savaşı” belgesinin gösterimini gerçekleştirdik. Dersim Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen gösterimde, belgeselin Emperyalizme ve Siyonizme karşı Filistin Dostları militanlarının hazırladığı Türkçe altyazılı halini, çoğunluğu Türkiyelilerden oluşan fakat Fransız, Bangladeşli, Tunuslu ve Faslı katılımcıların da olduğu katılımcılar izledi.
Etkinliğin girişinde kurduğumuz stantta platformumuzu tanıtan Türkçe ve İngilizce bildirilerin yanı sıra, Devrimci İşçi Partisi 6. Kongresi’nin kabul ettiği “Corç İbrahim Abdullah’a Özgürlük” başlıklı metnin Fransızca çevirisi de yer aldı.
Devrim şehitleri için yapılan bir dakikalık saygı duruşunun ardından başlayan etkinlikte ilk olarak Corç Abdullah’a Özgürlük Kampanyasının bir militanı Fransızca olarak Corç Abdullah yoldaşı ve mücadelesini tanıttı. Filistin Dostları temsilcisi yoldaşımız da katılımcılara Türkçe seslenerek Corç Abdullah’ı Fransız emperyalizminin elinden alma kararlılığımızı vurguladı, tüm katılımcıları 27 Ocak’ta İdari Mahkeme’de görülecek ve Corç Abdullah davasında Fransız devletinin usulsüzlüğünü ortaya serecek olan duruşma sırasında düzenlenecek eyleme katılmaya çağırdı.
Tüm katılımcıların yoğun ilgisini çeken gösterim ve söyleşi, 27 Ocak’ta tekrar buluşma çağrısıyla sona erdi.


Siyonist İsrail ile daha da yakınlaşmaya ve Filistin halkının doğal kaynaklarının çalınmasına hayır!
Filistin’deki Birzeit Üniversitesi Ocak ayı başında Siyonist İsrail’in güvenlik güçlerince basıldı, Filistin halkının mücadelesinde öncü isimler haline gelmiş 5 öğrencinin önce üzerlerine ateş açıldı, ardından da öğrenciler yere yatırılıp darp edilerek tutsak edildi.
Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde Siyonist İsrail’in uzun süredir uyguladığı, ancak hem mahallede yaşayan Filistinli ailelerin direnişi hem de uluslararası destek sayesinde başarısız olduğu etnik arındırma operasyonu, geçtiğimiz gün yeni bir saldırıyla hızlandı. İsrail, Selhiye ailesinin mahalledeki evini tüm hukuk kaidelerini çiğneyerek yıktı. Aileyi sert kış koşullarında sokağa attı. Muhtemelen mahalledeki diğer Filistinlilere de saldıracak.
Aynı günlerde 48 topraklarının Nakab bölgesinde yaşayan Bedevî topluluklarının yaşam alanları da İsrail’in hedefi oldu. Bedevîlerce yüzlerce yıldır kullanılagelen arazilere, İsrail makamlarınca daha sonraları yeni Yahudi yerleşimlerine dönüşmek üzere ağaç dikimi başlatıldı, buna itiraz eden Bedevîler İsrail güvenlik güçlerinin saldırısına uğradılar.
Biz Siyonizmin son dönemde artan bu ve benzeri saldırılarına karşı ne yaparız, Filistin halkının karşı karşıya kaldığı bu zulüm karşısında onlara nasıl destek olabiliriz diye düşünürken, Erdoğan’ın 17 Ocak günü yaptığı açıklamadan öğreniyoruz ki Siyonist İsrail cumhurbaşkanı Herzog yakında Türkiye’ye geliyor ve Türkiye ile İsrail arasında, zaten gayet “yolunda” giden ticarî, askerî ve istihbarî ilişkilerin daha da hızlanacağı, yeni bir “normalleşme” dönemine giriliyor!
Siyonist İsrail, bölgede emperyalizmin uç karakoludur. Hangi emperyalizm? Irak’ta ve Afganistan’da milyonlarca insanı katleden emperyalizm! Hangi emperyalizm? 15 Temmuz darbe girişimi sırasında TBMM’yi bombalayan uçaklara yakıt ikmali yapan emperyalizm! Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Farsların ve bölgedeki diğer tüm halkların düşmanı olan emperyalizm! Kendisi de etnik ayrımcılığa dayanan, yerleşimci, ırkçı bir devlettir. Filistin halkını topraklarından sürerek kurulmuştur ve genişleme emelleri halen varlığını korumaktadır.
Yani, baş şeytanla yakınlaşacağız! Neden? Çünkü, bu şeytanın elinde Filistin halkından çaldığı doğalgaz var, bunu pazarlamak ve daha da güçlenmek istiyor. AKP iktidarı da bu hırsızlığa ortak olma derdinde! Bu bir önceki “normalleşme” girişiminde, Mavi Marmara Davası düşürülürken de böyleydi, şimdi de böyle. Zaten Erdoğan’ın açıklamasında da açıkça buna referans vardır.
Tekrar tekrar söylüyoruz, bu işten Türkiye’nin emekçi halkına hiçbir yarar yoktur! Çalıntı gazdan gelecek bir avuç dolar halkımızı âbâd etmez, halkımızın düşmanlarını güçlendirir. Dahası, boru hattının Türkiye’den geçmesi projesinin yeniden canlanması, ABD’nin İsrail’in tasarladığı önceki projeye (EastMed) vetosu ile olanaklı olmuştur. Bu veto ve çalıntı gazın Türkiye’den geçirilmesinin mutlaka bir karşılığı olacaktır. Bu da Türkiye’nin emperyalizme daha fazla taviz vermesi anlamına gelecek, haydan gelen para da huya gidecek, bu arada cebi dolan sadece bir avuç müteahhit firma olacaktır.
Vakit, bu yeni girişime karşı çıkma vaktidir. Halkımıza çağrımız, iktidarıyla muhalefetiyle yükseltilecek her türlü İsrail övgüsüne, “işbirliği bizim çıkarımıza olacak” yalanlarına, “İsrail bize muhtaç olduğunu anladı” türünden zırvalara kulağını tıkamasıdır. Ayrıca unutmamalıyız ki, Türkiye’de yaşayan Filistinli kardeşlerimiz arasından bir kaçı da ne yazık ki kendi halklarının gerçekliğinden sıyrılmış, kendi varlıklarını AKP’nin bekasına endekslemişlerdir. Sayıları oldukça az olan bu zevatı da önümüzdeki günlerde AKP’nin bu yeni açılımını desteklerken görmek mümkündür. Oysa Filistin halkının bu palavralara karnı toktur. Son yirmi yılda, Erdoğan yönetimi Siyonist İsrail’in bölgedeki gücünü kıracak hiç bir gerçek uygulamada bulunmamış, en önemlisi de Filistin halkının bu dönemde tüm dünyada yükselttiği boykot, yatırımların geri çektirilmesi ve yaptırımlar (BDS) hareketinin taleplerine kulaklarını tıkamıştır. En son görülmüştür ki, T.C. Milli Eğitim Bakanlığı, kendi sitesinden Siyonist İsrail’in dağıttığı bursların duyurusunu yayınlamakta, Siyonist rejimin kendisini aklamasına aracılık etmektedir.
Halkımıza çağrımız, bu yeni yakınlaşmaya bir dur demektir. Bizim lehimize olan şey, Siyonist İsrail karşısında Filistinlilerin kazanması, Filistin’deki Siyonist işgalin sonlanması, emperyalizmin bölgemizdeki bu karakolunun yıkılmasıdır. Bölge haklarının İsrail ile işbirliğinden, emperyalizmin pis işlerine taşeronluk yapmaktan en ufak bir çıkarı olamaz.
AKP hükümeti derhal bu girişimden vazgeçtiğini açıklamalı, bu girişiminin aksine, İsrail ile diplomatik, ticarî, askerî ve istihbarî tüm ilişkilerine derhal bir son vermelidir!
Kahrolsun emperyalizm!
Kahrolsun Siyonizm!
Yıkılsın Siyonist İsrail Devleti!
Nehirden denize özgür Filistin!
Filistinli 6 Tutsak Açlık Grevini Sürdürüyor
Yüzbinlerce Filistinli’yi etnik arındırmaya maruz bırakmış, onbinlercesini katletmiş, kalanları da açık hava gettolarında yaşamaya mahkûm kılmış bulunan İsrail, bugün binlerce Filistinli’yi de tutsak etmiş durumda. Kendi verilerine göre bugün 4.000’den fazla Filistinli İsrail hapishanelerinde tutuluyor.
Bunların önemli bir bölümü siyasî nedenlerle tutsak edilmiş durumda. Ancak hangi nedene dayanırsa dayansın, işgalci bir gücün topraklarını işgal ettiği bir halkı bu şekilde tutsak etmesi uluslararası hukukun yetersiz çerçevesi açısından bile sorunlu. Dahası, Siyonistler hukukun en temel ilkelerini dahi ayaklar altına alacak biçimde, bazı tutsakları kendilerine hiçbir açık suçlama yöneltmeden ellerinde tutmayı sürdürüyorlar. İdarî tutukluluk gibi absürd bir isme sahip olan bu uygulama, Siyonist zulmün en uç örneklerinden. Orman kanunlarının bile gerisindeki bu uygulamayla İnsanlar yıllar boyu tutsak edilebiliyor. Şu an İsrail’in elindeki “idarî tutuklu” sayısı 500’ün üzerinde.
Açlık grevini sürdüren altı tutsak da kendilerine yönelik bu idarî tutukluluğu protesto ediyorlar. Aralarında açlık grevine ilk çıkan tutsak olan Keyid Fesfûs, açlık grevinin 73. gününde ve ciddi sağlık sorunları yaşıyor. Son katılan Şâdi Ebu Ekir dahi bir aydan fazla zamandır açlık grevinde. Üstelik tüm açlık grevcisi Filistinliler İsrail hapishanelerinde en kötü koşullardaki hücrelerde tecrit ediliyor, kötü muameleye maruz kalıyorlar.
Gazze’ye yönelik ablukası, bombardımanları ve Batı Şeria’ya yönelik sistematik (ve her seferinde en az onlarca Filistinli’nin öldüğü) operasyonları ile birlikte düşünüldüğünde, Siyonistlerin Filistinlilere yönelik tutuksak etme uygulamalarının kapsamlı bir Siyonist etnik arındırmanın unsurları olduğu anlaşılıyor. Amaç tarihî Filistin topraklarını Filistinli Araplardan arındırmak. İşte açlık grevleri bu anlamda direniş örgütlerinin silahları, Filistinli gençlerin taşları kadar önemli. Buna nasıl destek olacağımız ise açık. Türkiye’de ve dünyanın her yerinde İsrail’e yönelik boykot, yaptırım ve yatırımların geri çektirilmesi için, Filistin halkının mücadelesini Türkiye’deki istibdad rejiminin ki gibi lafta değil, gerçekten destekleyecek politikalar için, emperyalizm ve Siyonizmin yenilmesi için durmaksızın mücadele!
Eli kanlı Mahmud Abbas İstanbul’da ağırlanıyor!
Filistin Özerk Yönetimi başkanı Mahmud Abbas, 10 Temmuz günü Erdoğan’ın özel davetlisi olarak Türkiye’ye geldi. Erdoğan tarafından Vahdettin Köşkü’nde ağırlanan Abbas Türkiye’de üç gün kalacak.
Abbas’ın ziyareti iki açıdan önemli. Öncelikle, geçtiğimiz günlerde Mahmud Abbas’a bağlı polis gücü işbirlikçi Abbas yönetimine muhalefeti ile tanınan Nizâr Benât’ı sabaha karşı evine yaptığı bir baskınla gözaltına almış ve burada katletmişti. Filistin halkı Benât’ın hesabını sormak için sokaklara döküldüğünde, karşısında kendilerine vahşice saldıran Filistin Özerk Yönetimi polislerini bulmuştu.
Abbas’ın Benât’ın katlindeki sorumluluğu inkar edilemez. Kendisine sıkı bir muhalefet yürüten ve hatta (Abbas’ın sonradan iptal ettiği) Mayıs seçimlerinde karşısına rakip bir liste çıkaran Benât, Mahmud Abbas’ın yozlaşmış iktidarı açısından ciddi bir tehlike doğurduğu için katledildi. Filistin halkı da Benât’ın katlinden sonraki eylemlerinde sık sık Eş-Şab Yurîd Iskât En-Nizâm, yani halk rejimi devirmek istiyor sloganını atarken, olayın salt bir kötü muamele hadisesi olmadığının bilincinde olduğunu göstermişti.
Yani Abbas, İstanbul’a elinde Benât’ın kanı ile geldi. Erdoğan ise kendisini bu açık cinayet için sorumlu tutmak bir yana, 2018 yılında Filistin Özerk Yönetimi ile Türkiye arasında yapılan ve Filistin polisinin (Mahmud Abbas’ın silahlı güçlerinin) Türkiye tarafından eğitilmesini içeren antlaşmanın askıya alınması gibi bir uygulamayı dahi düşünmemekte. Oysa Mahmud Abbas’ın polis teşkilâtı zaten İsrail ile işbirliği içinde çalışan, hem İsrail’in hem de Abbas’ın pis işlerini yapan bir ihanet örgütüdür. Bu örgütün Türkiye tarafından eğitiminin yapılabilmesi, ancak İsrail’in de dahli ile olanaklıdır. Yoksa Filistin polis gücü işgal altındaki Filistin’den çıkamaz ya da tersi, eğitimi verecek olanlar işgal altındaki topraklara giremez. Filistin halkının çıkarı ise, bu örgütün lağvedilmesi ve hem işgalle mücadele edecek hem de içeride güvenliği sağlayacak milislerin kurulmasında, İsrail’e karşı fiilen savaşan direniş örgütlerinin silahlandırılmasındadır. Ancak, Erdoğan’ın istibdad rejimi göbekten emperyalizm ve Siyonizme bağlı olduğundan, Abbas rejimine Gezi zamanından itibaren iyice uzmanlaştığı en iyi bildiği şeyi öğretmekten öteye gitmek istememektedir: mücadele eden halka saldırmak, gaz fişekleri ile yaralamak, öldürmek.
Abbas’ın ziyaretinin ikinci önemi, İsrail’in Kanal 12 televizyonunun bugün açıkladığı bilgide yatıyor. Buna göre Abbas, Siyonistlerle 2014 yılında yarım kalan görüşmeleri yeniden başlatabilmek (Filistin’i Siyonistlere peşkeş çekmeyi sürdürmek) için Biden’a bir talepler listesi hazırlamakta. Listenin içeriğinin henüz netleşmediği söyleniyor ve anlaşılan Abbas bu konuda görüşmek için İstanbul’a gelmiş bulunuyor. Abbas’ı Erdoğan ile görüşmeye Biden bile yönlendirmiş olabilir. Her ne olursa olsun, Oslo sürecine daha derin bir sadakat anlamı taşıyan bu tür bir girişime istibdad rejiminin en ufak bir desteği dahi, Türkler, Kürtler, Araplar ve tüm bölge halklarına bir ihanet anlamına gelecektir.
Filistin Özerk Yönetimi hainliğe devam ediyor!
Filistin Özerk Yönetimi polisinin muhalif siyasetçi Nizâr Benât’ı gözaltında katletmesinin ardından Batı Şeria genelinde başlayan gösteriler, bu işbirlikçi oluşumun zaten uzun zamandır ayyuka çıkmış işbirlikçiliğinin ve Filistin halkının mücadelesi önünde bir engel halini almasının iyice gözler önüne serilmesi sonucunu doğurdu.
Siyonizm karşıtı bir aktivist olan Benât’ın katlinin ardından sokaklara dökülen göstericiler, özerk yönetime olan öfkelerini “Halk rejimi devirmek istiyor!” sloganları ile ifade etti. Polisin karşılığı ise, 26 Haziran’da Ramallah’ta yapılan gösteri başta olmak üzere tüm gösterilere acımasızca saldırmak ve göstericilerin üzerine gaz bombaları yağdırmak, gazetecileri bile sopa ve taşlarla darp etmek oldu. Olayları takip eden El Hak adlı Filistinli insan hakları örgütünün mensupları, kendilerini istihbarat mensubu olarak tanıtan kişilerce darp edildiler ve telefonlarına bu kişilerce el konuldu.
Üstelik, herkesin kanını donduran bir gelişme, eylemler sırasında Filistin Özerk Yönetimi polisinin Siyonist İsrail’in Filistinli göstericilere karşı uyguladığı bir taktiği aynen uyguladığının görülmesi oldu. Eylem görüntülerinde sivil giyimli polisler göstericilerin arasına karışıyor ve bir aşamada yanlarındaki göstericileri yakalayarak gözaltına alıyor, bir yandan dövüp bir yandan sürükleyerek götürüyorlardı. Hemen ardından Filistinli haber siteleri, Filistin Özerk Yönetimi’nin göstericilere karşı kullanmak üzere İsrail’den biber gazı gibi bazı mühimmattan talep ettiğini de yazdı.
Dahası, Electronic Intifada sitesinin aktardığı bilgilere göre Benât’ın gözaltına alındığı ev de zaten El Halil’in İsrail ordusu kontrolünde olan bölümünde yer almakta ve bu, Benât’ın yakalanmasında Filistin Özerk Yönetimi’nin İsrail ile koordineli hareket ettiğinin de bir kanıtı. 1990’ların ortalarında kurulduğundan bu yana, bu “özerk yönetimin” işgalci İsrail ile “güvenlik koordinasyonu” adı altında birlikte çalıştığı biliniyor. Bu sayede İsrail kendi askerlerini riske atmaktan kurtuluyor. Emperyalistler de bu pis işleri yapması karşılığında bu oluşumu finanse ediyorlar.
Siyonist etnik temizliğin, apartheid uygulamalarının, Gazze’ye yönelik abluka ve sistematik saldırıların bu kadar dayanılmaz bir hal aldığı bir dönemde, Filistin Özerk Yönetimi Filistin halkı için her zamankinden daha büyük bir engel halini almış bulunuyor.
Filistin halkı Nizâr Benât’ı katleden Mahmud Abbas yönetimini devirmek istiyor!
Filistin’de işbirlikçi Mahmud Abbas yönetimine muhalif tutumuyla tanınan siyasetçi Nizâr Benât, Filistin Özerk Yönetimi güvenlik güçlerince bu sabah erken saatlerde gözaltına alındı. Kısa bir süre sonra da kendisinin gözaltında yaşamını yitirdiği açıklandı. Ancak ne ailesi ne de Filistinliler bu açıklamaya inanmıyor.
Anadolu Ajansı’na konuşan aile, sabaha karşı evlerine kapıları patlatılarak girildiğini ve Benât’ın evde demir sopalarla darp edildiğini bildirdi. Bu öfkenin nedeni hiç kuşkusuz Benât’ın Mahmud Abbas idaresine yönelik sert eleştirileridir. Benât daha önce de gözaltına alınmış, ayrıca iptal edilen seçimlere de kendi bağımsız listesiyle girmek üzere başvuru yapmıştı.
Öte yandan Batı Şeria’nın farklı noktalarında öğlen saatlerinden itibaren işbirlikçi Mahmud Abbas yönetimini kınayan ve cinayetle suçlayan eylemler başladı. Gösterilere katılan Filistinliler, Arap devrimlerinden duymaya alışık olduğumuz “Eşşab Yurid Iskat En-nizâm” yani “Halk rejimi devirmek istiyor” sloganını atarken, Özerk Yönetim’in polisi gösterilere sert bir şekilde müdahalede bulundu.
Emperyalizme ve Siyonizme Karşı Filistin Dostları olarak, Nizâr Benât’ın katlini kınıyoruz. Bu cinayet işbirlikçi Mahmud Abbas idaresinin Filistin halkının sırtına sapladığı yeni bir hançerdir. İşbirlikçi yönetim Filistin halkının kendisini sandığa gömeceğini bildiği için seçimleri ertelemiş ve Mayıs ayında yoğunlaşan Siyonist saldırılar karşısında hiç bir şey yapamamış olmanın suçluluğu ile karşısındaki güçlere saldırıyor. Ancak bugün sokağa dökülen halkın haykırdığı sloganlar elbet Filistin’de de gerçek olacak ve halk Siyonistlerin yanı sıra işbirlikçilerini de elbet defedecek!
Yıkılsın Siyonist İsrail Devleti!
Kahrolsun işbirlikçi Mahmud Abbas Yönetimi
Mavi Marmara Katliamını Anmak için İsrail Konsolosluğu Önündeydik

Emperyalizme ve Siyonizme Karşı Filistin Dostları olarak, Mavi Marmara katliamının 11. yıldönümünde İsrail’in İstanbul’da bulunan konsolosluk binası önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdik. Açıklamamıza katılan tüm Filistin dostlarına ve eylemimize yoğun ilgi gösteren basın emekçilerine teşekkürlerimizi iletiyor, eylem sırasında okuduğumuz açıklamayı buradan siz okurlarımızla paylaşıyoruz:
Sayın basın mensupları, Filistin halkının dostu emekçi halkımız,
Bugün, 11 yıl önce Siyonist İsrail tarafından gerçekleştirilmiş bir katliamı telin etmek için buradayız. 31 Mayıs 2010 tarihinde, Filistin halkına yardım malzemesi götüren filonun bileşenlerinden Mavi Marmara gemisi, Siyonist İsrail’in askerleri tarafından Filistin’e doğru seyir halindeyken basıldı. İçindeki yardım görevlilerinden 10’u katledildi. 6 gemiden oluşan bu filo, Siyonist İsrail’in Gazze’deki Filistinliler üzerinde uyguladığı acımasız ve gayrimeşru ablukayı delerek, taşıdıkları 10.000 ton kadar yardım malzemesini ve iki trafoyu Filistinlilere ulaştırmaya çalışıyordu.
Mavi Marmara olayı, Ortadoğu’nun Nazi rejimi İsrail’in 1948’den bu yana süren katliamlarından sadece birisidir. 1930’larda Siyonist terör örgütlerinin İngiliz emperyalizmi ile kol kola gerçekleştirdiği katliamlardan, 1948’de Deir Yasin başta olmak üzere Nekbe’nin birer parçası olan katliamlarına, 1982’de Lübnan’daki Sabra ve Şatilla katliamına, 2008 ve 2014 yıllarındaki Gazze bombardımanlarına ve tüm bu yıllar boyunca Filistin halkına yönelik sistematik saldırılarına kadar tüm gördüklerimiz, Filistinliler başta olmak üzere bölge halklarının karşısında bir terör devletinin dikildiğini gösteriyor.
Varlığı katletmekle, etnik temizlikle, ırkçılık ve ayrımcılıkla özdeşleşmiş olan bu oluşum yıkılmadıkça, bu katliamlara yenilerini ekleyeceğini anlamak için kahin olmaya gerek yok! Nitekim son olarak içinde bulunduğumuz Mayıs ayında bu Siyonist oluşum Kudüs’teki etnik temizlik operasyonlarına sessiz kalmayan Filistinlilere tekrar saldırdı ve 250’den fazla Filistinli’yi katletti.
Bu gayrımeşru oluşuma, Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda saldırıp yardım görevlilerini katletme, Gazze’de sivil halkı bombalama ve yine Gazze’de Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü eylemlerine katılan sivilleri keskin nişancı ateşiyle öldürme cesaretini verenler kimlerdir? İleride tarih kitaplarının Nazi rejimi ile birlikte anacağı bu vahşeti kimler desteklemekte, kimler bunu engellemek için boş laflar dışında adım atmamaktadır?
Liste uzun! Kuşkusuz en başında da emperyalistler var. Mavi Marmara’dan sonra da, son Gazze saldırısından sonra da bunların ağzından hep aynı sözler duyuldu: “İsrail’in kendini savunma hakkını savunuyoruz!”. Bu söz bir parola gibidir. Meali de şudur: “Siyonistleri kınar gibi bir takım sözler söyleyeceğiz, ama esasen katliamlarını destekliyoruz!”. Peki ya Filistinlilerin kendilerini savunma hakkı? Toprakları işgal edilmekte olan bir halkın kendisini savunma hakkı yok mu? Ona gelince emperyalizmin sözcüleri sus pus oluyor. Çünkü biliyoruz ki, İsrail bunların bölgedeki karakoludur, temsilcisidir; üstelik bazılarının sandığı gibi batı emperyalizminin insan hakları aşkı, bölgedeki çıkarlarından hep daha geridedir.
Listenin ikinci sırasında gerici Arap rejimleri var. Bunlar, Filistin halkının bir an önce teslim olmasını, böylece hem İsrail ile ticaret yapabilmeyi hem de Filistin halkının mücadelesinin kendi sultaları altındaki emekçi halkları hareketlendirmesi tehdidini bertaraf edebilmeyi istiyorlar. BAE ve Bahreyn, sonrasında da Fas ve Sudan bu yolun yolcusu oldular. Mısır zaten Gazze ablukasının faillerinden. Suudi Arabistan ise normalleşme için sırada bekliyor. Bunlar İsrail ile normalleşirken, Filistin halkının bundan çıkarı olacağını söylüyorlardı. Siyonist İsrail, bunun kocaman bir yalan olduğunu ispatlamakta gecikmedi. Bugün Gazze’de katledilen 250 Filistinli’nin kanı tüm gerici Arap rejimlerinin eline bulaşmıştır.
Listenin sonunda, emperyalizm ve Siyonizmin Filistin’deki icraatlarına anca lafta karşı çıkıp, gerçekte ise hiç bir şey yapmayanlar var. Bunların en öne çıkanı ise, ülkemizdeki AKP istibdadıdır. Mavi Marmara konusunda AKP hükümetlerinin korkunç bir sicili vardır. Bu katliamdan sonra İsrail ile ilişkileri kesmiş görünüp, İsrail ile ticarî ve askerî ilişkileri sürdüren AKP hükümeti, 2016 yılının Aralık ayında İsrail ile o dönemde Türkiye mahkemelerinde görülmekte olan Mavi Marmara davasını düşürecek bir antlaşma imzalayarak İsrail ile işbirliğini bir üst seviyeye taşımıştı. Amaçları, İsrail’in Filistinlilerden çaldığı doğalgazın Avrupa’ya satışında rol alabilmekti. Mavi Marmara katliamında yakınlarını kaybedenlerin itirazları üzerine Erdoğan “giderken bana mı sordunuz?” diyebilmiş, AKP’li gazeteciler Mavi Marmara davasını savunanlara ekranlardan “manyak” deme cüretini kendinde bulmuştu.
Dahası da var! Bu antlaşmanın altında iki ülkenin başkentleri olarak Ankara ve Kudüs görünüyor, dolayısıyla Türkiye, aslında Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğu yalanını Trump’tan da önce zımnen kabul ediyordu. Aradan geçen beş yılda İsrail’in Filistin halkına yönelik yeni saldırıları nedeniyle ilişkiler görünürde yeniden bozulsa da, ticarî, askerî ve istihbarî ilişkiler bundan hiç etkilenmedi. En önemlisi, bölgede İsrail’in kalkanı, gözü kulağı konumundaki İncirlik Üssü, Kürecik radar üssü gibi merkezler faaliyetini sürdürdü.
Ama dahası da var! İçinde bulunduğumuz ay Şeyh Cerrah’a yönelik Siyonist saldırılar ve Gazze’nin İsrail tarafından bombalanması sırasında sert tepki gösterdiği iddia edilen AKP hükümetinin aslında saldırılar başlamadan önce, İsrail ile normalleşmenin ilk adımı olarak İsrail enerji bakanı Steinitz’i Haziran’da Türkiye’ye çağırmış olduğu anlaşıldı. Bunun adı suçüstü yakalanmaktır! AKP hükümeti bir kez daha İsrail ile temelde bir meselesi olmadığını, Filistin meselesinin de her yakıcılaştığında iç politika malzemesi yapacağı bir mesele olduğunu kanıtlamıştır.
Oysa yapılması gereken, İsrail ile tüm diplomatik ilişkilerin kesilmesi, İsrail ile yapılan ticarete bir son verilmesi, askerî ve istihbarî antlaşmaların feshi, Türkiye hava sahasının ve limanlarının İsrail uçak ve gemilerine kapatılması, Filistinlilere yönelik katliamlarda dahli bulunanlara yönelik yaptırımlara gidilmesi ve bunların varsa Türkiye’deki malvarlıklarının dondurulmasıdır. Ayrıca, Libya’da, Suriye’de, Ukrayna’da emperyalist taşeronların silahlandırılması bırakılarak, Filistin direnişinin silahlandırılması konusunda adımlar atılmalıdır.
Sayın basın mensupları, Filistin halkının dostu emekçi halkımız,
Mavi Marmara davasının gerçek sahipleri, son İsrail saldırısına karşı İsrail’in konsolosluk binalarının önünde, şehir meydanlarında, tersanelerin önünde, fabrika avlularında Filistin halkının yalnız olmadığını haykıran emekçi halkımızdır. Zira Filistin davası onların da davasıdır. İsrail’i her dilden, inançtan, memleketten Ortadoğu halklarının başına musallat eden emperyalizm Amerikan dolarıyla, NATO ile, İncirlik ve Kürecik üssüyle onları da esaret altında tutmaktadır. Filistin halkının emperyalizme ve Siyonizme karşı mücadelesi, onlar için bir fener vazifesi görmektedir.
Emperyalizme ve Siyonizme Karşı Filistin dostları olarak, nehirden denize özgür, demokratik, laik ve sosyalist bir Filistin’in kurulması için tüm Filistin dostlarını mücadeleye çağırıyoruz!
İsrail yıkılmadan, Emperyalistler kovulmadan, emekçi halka hürriyet yok!
Yıkılsın Siyonist İsrail devleti!
Nehirden denize özgür Filistin!
Emperyalizme ve Siyonizme Karşı Filistin Dostları
31 Mayıs 2021
Basın Açıklamasına Çağrı

Yer: İstanbul İsrail Konsolosluğu önü
Tarih: 31 Mayıs 2021 Saat: 12:30
Filistin’de savaş sürüyor!
İsrail yıkılmadan,
Emperyalistler kovulmadan,
Emekçi halka hürriyet yok!
31 Mayıs 2010 tarihinde Siyonistlerin saldırısına uğrayan ve mürettebatından 10 kişi alçakça katledilen Mavi Marmara gemisi, emperyalizme ve Siyonizme karşı mücadele edenler için bir turnusol kağıdıdır. Bugün Filistin’in yanında görünen istibdad rejimi, 2016 yılının Aralık ayında bir avuç doğalgaz için Mavi Marmara davasını düşürecek bir antlaşma imzalayarak İsrail ile işbirliğini yoğunlaştırmıştı.
Geçtiğimiz günlerde Şeyh Cerrah’a yönelik Siyonist saldırılar ve Gazze’nin İsrail tarafından bombalanması sırasında “sert” tepki gösteren AKP hükümetinin aslında İsrail ile normalleşmenin ilk adımı olarak İsrail enerji bakanı Steinitz’i Haziran’da Türkiye’ye çağırdığı anlaşılmış, istibdad rejimi bir kez daha suçüstü yakalanmıştı.
Emperyalizm ve Siyonizme Karşı Filistin Dostları olarak, Mavi Marmara katliamının 11. yıldönümünde hem Siyonist İsrail’i hem de onun açık ve gizli dostlarını telin etmek üzere İstanbul’da bulunan İsrail Konsolosluğu önünde toplanıyor, Filistin halkının tüm dostlarını basın açıklamamıza davet ediyoruz.
Artık yeter! İsrail’le normalleşme değil Boykot!

Siyonist İsrail yine Mescid-i Aksa’ya ve Filistinlilere saldırdı. Yine Filistin halkı için kutsal öneme sahip bir mekânda ses bombaları ve plastik mermiler kullandı. Yine yararlıların kaldırıldığı hastanelere baskın düzenleyip, tıbbi tedavi alması gereken Filistinlilere saldırdı. Yine bütün yaptıklarının yanına kâr kalacağını bilmenin getirdiği küstahlık ve kendini bilmezlikte yeni bir seviyeye ulaştı.
Hükümet yine olayı kınayan, kabul edilmez bulduğunu dile getiren hamaset siyasetine sarıldı. Yine Siyonist işgal güçlerine karşı en ufak bir yaptırımın adı bile anılmadı. Yine İsrail’in uluslararası alanda en çok çekindiği “İsrail’e Boykottan” söz eden yok. Yine İşgalci Siyonistlerin Türkiye’deki elçisinin gönderilmesinden bahseden yok. İşte Siyonizm’in en çok güvendiği de budur.
Bugün kameralar önünde sesler yükselir, Filistin davası nutukları atılır. Türkiye’de ve Ortadoğu’da İsrail’e duyulan haklı öfke ve tepkinin gazı alınır ve hemen sonrasında mazlum Filistin Halkının gazının nasıl çalınıp pazarlanacağına dair pazarlıklar başlar. Çok geçmeden Siyonist rejimle kırılan ticaret rekorlarıyla övünülür.
Artık yeter! Filistin Halkının işgal altında bulunan kendi topraklarında yaşadığı zulüm artık yeter! Siyonist rejimle her türlü ticareti, işbirliğini yapıp, askeri harcamalara kullanacağı milyar dolarlık ticaret anlaşmalarıyla övünmeniz artık yeter! Bu halkın Siyonizm’e öfkesinden, Filistin halkına duyduğu yakınlıktan faydalanıp Siyonist rejimi finanse eden anlaşmalarınız artık yeter!
Emperyalizme ve Siyonizme Karşı Filistin Dostları olarak bir daha tekrar ediyoruz. İsrail Ortadoğu’ya yerleşmiş bir kanser hücresidir. Bu kanser hücresiyle kurulacak her türlü ilişki onu besler büyütür.
Siyonizm illetinden kurtulmak için:
İsrail’e ticarî, siyasî ve kültürel alanda Boykot!
Sözde elçi derhal kovulmalı, İsrail’le tüm diplomatik ilişkiler durdurulmalıdır.
Kahrolsun Siyonizm, Yaşasın Nehirden Denize Özgür Filistin!!!
Emperyalizme ve Siyonizme Karşı Filistin Dostları